|

(17 Ağustos 1999)
Son yüz yılın en
büyük felaketi olan Gölcük depremi ve bu deprem esnasında yaşadıklarımı sizlerle
paylaşmak , yaşanılanlardan belki biraz ders almamız gerektiğini, gerçek
dostlukların böyle durumlarda ortaya çıktığını anlatmak ve duygularımı sizlerle
paylaşmak adına böyle bir yazı yazma ihtiyacını duydum. Bu yazıyı yazmamdaki
amacım kesinlikle bir duygusal deprem yaşatmak değil, sadece yaşadıklarımı bir
başkasıyla paylaşma ihtiyacından öteye gitmemektedir.
Yaşanılan bu deprem
felaketi sonucunda, onbinlerce insanın ölmesine, yaralanmasına,sakat kalmasına
,evsiz ve aile bütünlüğünün bozulmasına ve binlerce çocuğun yetim kalmasına
neden olmuştur.İnsan kayıpları resmi açıklamaların tam tersine 380 km.lik geniş
bir alanda elli binin üzerinde olduğu sanılmaktadır.Sadece gölcükte yaklaşık
olarak iki Bubin civarında kayıp olduğu bilinmektedir. Bunların büyük çoğunluğu
hala kaldırılan enkazların altında bulunmaktadır. Diğer bir değişle Gölcük ve
Değirmendere’nin Yüzbaşılar mahallesinde meydana gelen yıkıntıların altında
bulunduğundan buralar bir mezarlıktan farklı değildir. Buralarda çıkartılamayan
bir sürü insan bulunmaktadır.
Bölgede ne kadar
binanın yıkıldığını anlayabilmek için şu anda yapılan ve yapılmakta olan kalıcı
konutları iki,üç le çarpılmasında elde edilen sayı kadardır. Yani yıkılan bina
sayıları on binlerin çok üzerindedir. Her binanın yaklaşık olarak on daireden
oluştuğu ve her daireden sadece iki kişinin ölmüş olabileceği düşünülürse,
gerçek kayıp sayısına ulaşılacağını söyleyebilirim.
Bu deneme yazımda
acılarımı benimle paylaştığınız için sizlere ne kadar teşekkür etsem azdır.Bir
daha böyle bir felaket yaşamamak dileği ile kaybettiğimiz insanlara Tanrı’dan
rahmet ve geride kalanlara sabır diliyorum. Gidenler kurtulmuş oluyorlar.Fakat
geride kalanlar ise her türlü sorunların kendilerini beklediğini ve bunları
çözebilmek için birilerinin yardımına ihtiyaç duydukları unutulmamalıdır.
16 Ağustos bizler için önemli bir başlangıcın ilk günüydü. Hastanemizin yönetim
kadrosu değişmiş ve yeni bir takım uygulamalar getirmişti.Bu uygulamaların il
başlangıç günüydü.Ayrıca daha önce izine ayrılmış olan arkadaşların işbaşı yapma
günüydü.Bunları yazıyorum,çünkü ilerleyen sayfalarda bunları niye yazdığım
konusunda ayrıntılı bilgilere sahip olacaksınız.Çünkü o günü izinden dönen
birkaç arkadaşım depremde öldüler.
Yeni
uygulamaların başlaması benim içinde önemliydi.Hastanemiz ISO 9002 belgesine
sahip bir kuruluştu.Bende Kalite Yönetim Ekibinin bir üyesiydim. Yapılan
değişiklikler neticesinde bir takım prosedür ve talimatların da değiştirilmesi
gerekmekteydi.Bunların çalışmasına başlayabilmek için komutanla görüşmem ve
gerekli değişiklikleri yapıp dökümante etmem gerekmekteydi.
O
günü akşama kadar bu değişikliklerin yapılmasıyla uğraşmıştım.Fakat bunların
yazılımı için sekretere ihtiyacımız vardı.Sekreterimiz olan Funda hanım ise 17
Ağustos Salı günü göreve başlayacaktı. Kendisi izinden dönmüş ve öğleden sonra
yanıma uğramış ve mutlu bir şekilde tatil anılarını benimle paylaşmıştı.O kadar
mutluydu ki; onu bekleyen işlerin yoğunluğu bile mutlu olmasını biraz olsun
etkilememişti bile.
Yoğun bir mesai gününün ardından eve geldim. Hava öylesinde sıcak ve sıkıcıydı
ki,insan nefes almakta bile zorlanıyordu. Akşam yemeğinden sonra oğlan
arkadaşlarıyla dışarıya çıkmıştı.Eşimle yalnız kalmıştık.Onunda sıkıntılı olduğu
her halinden belliydi.İçerilerde oturmak çok sıkıcı olduğundan balkona
çıktık.Sanki bir şeylerin olacağını beklercesine sessiz ve düşünceli bir şekilde
oturuyorduk.Ama can sıkacak bir durum söz konusu değildi.Ama havanın çok sıcak
olması ve sıkıcı olması bu ortamı oluşturmuştu. Eşim çay yapayım da içelim
dedi.Ben çay içmek istemediğimi söyledim.Oturmaya devam ettik.Bir süre sonra
eşim yıldızların ne kadar yakın olduğunu,sanki uzansa tutabileceğini söylüyordu.Gökyüzzüne
baktım.Gerçektende aynı söylediği gibi elinizi uzatsanız tutacakmışınız gibi
geliyordu. Sonra bu durumun hayra alamet olmadığını,sanki kendisine deprem
olacakmış gibi geldiğini söyledi. Bende saçmaladığını söyledim.
Aradan biraz vakit geç tikten sonra buzdolabında bir biram olduğu aklıma
geldi.Kalkıp onu aldım. Eşim ise hala gök yüzünü seyrediyor ve hala bir şeyler
olacakmış gibi hissettiğini söylüyordu.
Ben
de çok sıkılmıştım.Fazla dayanamadım ve saat 22.00 gibi gidip yattım. Eşim ise
oğlanın gelmesini beklemiş ve o da oğlan gelince 23.30 gibi yatmış. Söylediğine
göre çok tedirgin yatmış ve bir sürede uyuyamamış.
Gece
yarısı çok tuhaf ve yüksek bir uğultu ve arkasından gelen şiddetli bir
sarsıntıyla uyandık. İlk önce ne olduğunu fark edemedik. Özellikle uğultunun ne
olduğunu anlayamamıştık.Çok tuhaf bir sesti. Ne rüzgar sesi,ne bir gök gürültüsü
sesi.Çok garip bir sesti. Yataktan doğrulmaya çalışıyoruz, fakat daha kalkamadan
yeniden yıkılıyorduk. Eşim zor da olsa kalkabilmişti.Yıkıla,kalka üzerine bir
şeyler giymeye çalışıyordu. O sırada bende yataktan kalkmaya çalışıyordum. Tam
yataktan kalkmak üzereydim ki; sarsıntılar birden şiddetlendi. Sarsıntıların
şiddetlenmesi ile birlikte gar dolabı üzerime devrildi ve ben altında kaldım.
Eşim oğlana sesleniyordu.Oğlan iyi olduğunu söyleyince ben rahatlamıştım. Ama
dolap o kadar ağırdı ki; altından çıkmak bir yana,kıpırdayamıyordum bile…
O
kadar çok gürültü vardı ki; kulakları sağır edercesine…Hiçbir eşya durduğu yerde
durmuyordu.Duvardan,duvara uçuşuyorlardı.Yatak oda içerisinde bir o yana,bir bu
yana gidip geliyordu ve tabi ki dolapta üzerimde yatakla birlikte dolaşıyordu.
Bu arada eşimde yanıma gelmiş beni çekiştirerek dolabın altından çıkartmak için
uğraşıyor,ama bu mümkün olmuyordu.Benim ise aklımda oğlan vardı.Eşime beni
bırakıp çocuğun yanına gitmesini söyledim.Eşim beni bırakıp çocuğun odasına
doğru yöneldi.Çocuğun odası hemen bizim odanın yanındaydı. Etraf karanlık
olduğundan onun ne durumda olduğunu göremiyordum.Fakat eşimin gürültülü
davranışlarından odanın önüne varıncaya kadar birkaç kez sendeleyerek düştüğünü
tahmin ediyorum. Ayakta durmak mümkün değildi zaten.
Odanın kapısına varıncaya kadar ne kadar zaman geçti bilmiyorum.Tam sarsıntılar
bitti derken yeniden başlıyordu.Tam bu sırada eşimin çığlık attığını
duydum.Neler olduğunu bilmiyordum.Ama çocuğun odasının önünde olduğunu ve çocuğa
bir şey olduğu aklıma geldi.Bu sırada sanırım sarsıntıların etkisiyle
olacak,dolabın altından kurtulmayı başarmıştım.Dolap tam göğsümün
üzerindeydi.Ayaklarım yataktan aşağıya sarkıktı.Ellerim ise biri dolabın altında
diğeri ise boşta kalmıştı.
Artık sarsıntılar şiddetini tamamen yitirmiş ve ufak tefek sarsıntılar oluyordu.
Dolabın altından kurtulur kurtulmaz çocuğun odasının önüne geldim.Eşim çocuğun
odasının kapısının önünü bilgisayar masası kapattığı için içeri girememiş ve
oğlanı da göremediği için panik yapıp çığlık atmıştı.Masanın üzerindeki
bilgisayar yere düşmemiş ve masanın üzerinde duruyordu.Hemen bilgisayarı alıp
bir kenarı fırlattım.Daha sonra masayı kapının önünden uzaklaştırarak kapının
önünü açtıktan sonra oğlana ulaştık.Onu hemen odanın dışına çıkarttım.Hole
geçmemiz gerekiyordu.Fakat holde bulunan portmanto yıkılarak girişi
kapatmıştı.Hemen onu kaldırarak yolu açtım.Ben portmanto ile uğraşırken eşimde
kendisinin ve oğlanın ayakkabılarını arayıp bulmuş ve giyinmişler.Dışarı çıkmaya
hazır duruma gelmişlerdi. Bana sesleniyorlardı.
Fakat benim aklımda ise telefonum ve sigaram vardı.Ne de olsa sabaha kadar belki
dışarıda kalmamız gerekiyordu.Bu nedenle sigaram lazımdı.Aynı zamanda icap
nöbetçisi olduğum için hastaneden çağrılma olasılığı olduğu için telefonuma da
gereksinim vardı.Bu nedenle dışarı çıkma yerine oturma odasına yöneldim.Amacım
telefonumu ve sigaramı almaktı. Her akşam yatmadan önce sigaramı,çakmağımı ve
telefonumu televizyonun üzerine bırakırdım.Bu benim alışkanlığımdı.Televizyon
oturma odasının hemen girişinde sağ tarafta duruyordu.Bu arada yeni bir sarsıntı
ile yere düşmüştüm.Emekleyerek oturma odasının girişini buldum.Tutunarak ayağa
kalktım ve televizyona doğru uzandım.Televizyon yerinde yoktu.Sanırım yere
yuvarlanmıştı.Ben tekrar sarsıntının etkisiyle yere düşmüştüm.El yordamı ile
yerleri yoklarken elime ilk gelen telefonum oldu.Fakat pil bölümü yoktu.Tekrar
el yordamı ile yoklayarak telefonumun pilini ve sigaramı buldum.Sigara paketimin
bana sabaha kadar yetmeyeceğini düşünerek yedek sigaram aklıma geldi.Genelde
mutlaka bir paket yedek sigara bulundururum.Yedek sigaram el çantamın
içerisinde,el çantam ise portmantonun üzerinde olurdu.Portmanto yıkıldığına göre
çantamda holde bir yerde olmalıydı.Holde çantamı da buldum ve içerisinden
sigaramı aldıktan sonra onu tekrar bulduğum yere bıraktım.Çantayı yanıma almak
aklıma bile gelmedi.Çünkü ben sadece yedek sigaramı almaya şartlanmıştım.
Kullandığım başka bir el çantam daha vardı.Onu yanıma almayı düşünebilmiştim.Bu
çantamın içerisinde cüzdanım ve arabayla evin anahtarları vardı.Dışarısının
serin olabileceğini düşünerek tekrar yatak odasına gidip,kapının arkasında asılı
olan kot gömleğimi aldım.Bu arada sarsıntılar hafiflemiş olmakla birlikte devam
ediyordu. Ben bu işlerle uğraşırken eşim ve oğlum durmadan dışarı çıkmak için
bana sesleniyorlardı.
Kapı
biraz sıkışmıştı,ama fazla zorlanmadan açtım.İlk önce oğlumu kapının dışarısına
çıkarttım.Bu arada merdivenlerin yıkılmış olabileceği aklıma bile gelmiyordu.
Allah’tan merdivenler yıkılmamıştı.Yıkılsaydı mahvolmuştum.Çünkü oğlumu kendi
ellerimle boşluğa bırakmış olacaktım.Altıncı katta oturuyorduk.Neyse ki
merdivenler sağlamdı.Oğlumun ardından eşimle birlikte biz kapı dışına
çıkmıştık.Merdivenler aydınlıktı.Çünkü yaklaşık altı ay önce yöneticimiz her iki
kata bir elektrikler kesilince devreye giren florasan lambalardan
taktırmıştı.Kapıyı çekip biraz merdivenlerden yürüdükten sonra,kapının tam
kapanmadığı sanıp kontrol için tekrar kapının yanına geldim ve iyi kapanıp
kapanmadığını kontrol ettim.Tabi ki bu yapmış olduğum hareketlerin hepsi kontrol
dışı,belirli alışkanlıklarımdan kaynaklanan hareketlerdi.Bir an evvel dışarı
çıkmamız gerektiği gerçeğini unutmuş durumdaydım.Bu durum aklıma geldiği anda
koşar adımlar ve komşuların çığlıkları eşliğinde merdivenlerden inmeye
başladık.Merdivenler beton ve tuğla parçalarıyla doluydu ve halen sağdan,soldan
üzerimize fırlamaya devam ediyordu.
Aşağıya inerken 2.katta oturmakta olan Mehmet AYDEMİR’ler oturuyordu.Duymamış
olabilirler diye eşim kapılarına vurarak seslendi.Ses alamayınca yine koşar
adımlarla apartman dışına çıktık.
Dışarıya çıktığımızda gördüğümüz manzara karşısında şok olmuştuk.Her taraf
yıkılmış ve ortalığı kırmızıyı andıran bir toz bulutu kaplamıştı.İnsanlar
çığlıkları ve feryatlarıyla ortalığı inletiyordu.Herkes şaşkınlık ve çaresizlik
içerisinde ne yaptığını bilmez halde oradan,oraya koşuşturuyorlardı.Ağlama
,çığlık ve feryat sesleri insanın içini ürpertiyordu.Binalardan çıkmayı
başaranlar birbirlerine sarılarak ağlıyorlardı.Sağ kalabildiklerine
şükrediyor,birbirilerini teselli etmeye çalışıyorlardı.
Bu
arada eşim hala iki apartmanın arasına girerek Serpil ve Mehmet diye
sesleniyordu.Onların çıkmadığını sanarak bir an evvel binayı terk etmelerini
istiyordu. Oysa ki Serpil ile Mehmet hemen yanımızda derenin kenarına
çökmüşler,birbirilerine sarılarak ağlıyorlardı.Öylesine korkmuşlardı ki;eşimin
onlara seslendiğini bile duymuyorlardı.Gerçi bu normal bir durumdu.Herkes
birilerine sesleniyordu.Tüm insanlar tıpkı bizim gibi korku ve panik içerisinde
ne yapacaklarını bilemez durumdaydılar. Ben Mehmet ile Serpil’i görünce eşime
seslendim ve onların çıktıklarını ve derenin kenarında oturduklarını
söyledim.Hemen koşarak onların yanına gittik ve birbirimize sarılarak ağlamaya
başladık.
Apartman dışına çıkıncaya kadar ben sakin durumdaydım.Ama dışarısının durumunu
gördükten sonra bendede panik başlamıştı.
Eşim
sakinliğini koruyordu.Bu nedenle de gayet mantıklı düşünebiliyordu. Bize
apartmanların arasından uzaklaşarak az ileride bulunan top sahasına gitmemiz
gerektiğini söyledi.Bu benim kesinlikle aklıma gelmemişti.Haklıydı.Sarsıntılar
devam ettiği için her an bu binalarında yıkılması söz konusuydu..
Koşar adımlarla top sahasına doğru ilerlemeye başlamıştık ki; korkunç bir
gürültü ile hemen bizim binanın yanında bulunan bina yerle bir oldu.Bina neyse
ki bizden yana değil de ön tarafa yola doğru yıkılmıştı.Koşarak top sahasına
ulaştık.
Dışarıya çıktığımda gördüğüm ilk korkunç manzara ; Güney Kent, Koza Kent, Çelebi
Sitesi ile Sema Coşkun sitelerinin bir iki bloklarının dışında yerle bir
olduğuydu.Bu manzara karşısında acı ve üzüntümüz daha da artmıştı.Çünkü en yakın
arkadaş ve dostlarımız bu sitelerde oturuyordu.
Top
sahasına vardığımızda yine kuvvetli bir sarsıntı oldu.Bu sarsıntı ile Koza
Kentin ayakta kalmış bir bloğunun bir saniye gibi kısa bir süre içerisinde
yıkıldığını ve yerle bir olduğunu gördük.Bina beş katlıydı.Bu binanın önünde
binadan çıkan ve çıkmaya çalışan insanlar vardı.Hepsinin bir saniye içerisinde
kulaklarımızı delercesine attıkları çığlıkları susuverdi. Hala o insanların
çığlıkları kulağımı çınlatır.İşte o insanlar bir saniye enkazın altında kalarak
hepsi can verdi.Ortalık karanlıkta yükselen toz bulutlarına karışan çığlık
sesleri ile birlikte korkunç bir görünüm sergiliyordu.Korku,dehşet ve panik
halinde ne yaptığımızı,ne yapmamız gerektiğini bilmez haldeydik.Sadece
etrafımızı seyrediyor,bir tanıdık görme umuduyla sağa,sola koşturuyorduk.Her
artçı sarsıntılarla birlikte çığlıklar olabildiğince yükseliyordu.Yıkıntıların
arasında çığlıklar ,feryatlar,iniltiler ve yardım çağrıları geliyordu.Ne yazık
ki sarsıntılar devam ettiği için kimse yardım etmek için kimse yardım etmek için
enkazların yanına gitmeye cesaret edemiyordu.Karanlık olmasının da bunda payı
büyüktür.
Koza
Kentin yıkılması esnasında hiç unutamadığım bir trajediyi aktarmak
istiyorum.Hemen yanımızda yaşlı bir kadın vardı.Kucağında ise 3-4 aylık bir
bebek.Kucağındaki çocuğa sarılarak ağlıyordu.Binanın yıkılması ile birlikte
feryatlar atarak yere yığıldı kaldı.İlk önce ne olduğunu anlayamadık.Çünkü
etrafımızda herkes feryat figandı.Sonradan olayın farkına vardık.Meğerse o yaşlı
kadın biraz önce gözlerimizin önünde yıkılan o binadan çıkmış.Oğlu ve gelini
içeride kalmıştı.Yaşlı kadın onun için yere yığılıp kalmış.Sanırım onlarda
öldüler.Çocuk diğer binlerce çocuk gibi o da yetim kaldı.
Binanın çöküşünde yaşadığımız dehşet ve paniğin arkasından etrafta tanıdık
birilerini görme umuduyla bakınırken birden karşımda en az yirmi yıllık
arkadaşım ve dostum olan Aydın Maraş’ı gördüm.İnanılmaz derecede mutlu
olmuştum.Onu görmek bize büyük bir sevinç yaşattı.Koşarak yanlarına gittik ve
birbirimize kilitlenircesine sarıldık,ağlaştık ve beraber bir kenara oturduk.Top
sahasına ilk gelenler bizlerdik.Fazla kimseler yoktu.Ama 10-15 dakika içerisinde
tüm saha insanlarla doldu.Sarsıntılar devam ediyordu.Sanki yer altımızdan
kayıyordu.Öyle bir hisse kapılmıştık ki; sanki yer,yer yarılacak bizler içine
düşecekmiş gibi geliyordu.Öylesine korku ve panik içerisindeydik.Aydın bizi bir
hayli sakinleştirdi.Kendiside oldukça sakin görünüyordu.Bir elektrik direğinin
yanına oturmuştuk.Sarsıntılar oldukça direk de yıkılacakmışçasına
sallanıyordu.Bu bizi daha da korkuttuğu için hemen oradan kalkarak sahanın
ortalarına doğru bir yere gidip oturduk.Saha tam anlamıyla bir mahşer gününü
andırıyordu.Her sarsıntıda bir yerler yıkılıyor,gökyüzünü toz bulutları kaplıyor
ve bununla birlikte çığlık ve feryatlar yeri göğü inletiyordu.Her yıkımda
yüzlerce can gidiyordu.Mahallenin her yerinden feryatlar yükseliyordu.Yürekler
acısı bir durumdu.Dostlarımıza sarılarak,onlarla konuşarak kendimizi biraz olsun
teselli etmeye çalışıyorduk.Çocukların durumu daha da kötüydü.Onlar bizlerden
kat,kat daha panik ve korku içindeydiler.Bir yönden kendi korkumuzu onlardan
gizlemeye çalışırken,Bir andan onları rahatlatmaya çalışıyorduk.Güvenli bir
yerde olduğumuzu,korkacak bir şeyin olmadığını anlatmaya çalışıyorduk.
Top
sahası iyice dolmuştu.Tanıdık birilerini bulabilmek için etrafı gezmek
istiyorduk.Ama çocuklar ve eşlerimiz bizi yanlarından ayrılmamızı
istemiyorlardı.Ama bizde merak içerisindeydik.Yukarıda da bahsettiğim gibi bir
sürü arkadaşımız bu önümüzde yıkılan binalarda oturuyorlardı.Onların durumları
hakkında bilgi edinmemiz gerekiyordu.Bu arada hava da bir hayli
serinlemişti.Çocuklar üşümeye başlamışlardı.Gerçi birkaç ufak tefek giyisi
almıştık yanımıza ama yetersizdi.Bir ara Aydın aramızdan ayrılmıştı.Gidip
arabasını alıp gelmiş.Arabasında su ve battaniye eksik olmazdı.Onları alıp
tekrar yanımıza geldi.İki battaniye,birkaç tane yeşil kumaş ve bir bidon su
getirmişti.Yeşil kumaşları yere serdik.Battaniyeleri de çocuklara ve eşlerimizin
üzerine örttük.
Bende bir arkadaşımın arabası emanet olarak duruyordu.Onlar tatile
gitmişlerdi.Araba evin önünde duruyordu.Emanet olduğu için arabanın durumunu
merak ediyordum.Gidip durumuna bakmak ve iyi ise alıp gelmem gerekiyordu.Fakat
bir türlü sarsıntılar bitmediği gibi eşim ve oğlumda yanlarından ayrılmamı
istemiyorlardı.Tabi li onlar haklıydı.Etrafta yarım yıkılmış binalar vardı.Artçı
sarsıntılarda onların yıkılması söz konusuydu.Ben o binaların yanın dan geçerek
ancak evin önüne ulaşabilirdim.Bu arada ben geçerken yıkılıp altında kalma
riskim vardı.Ama arabayı da çok merak ediyordum. Hava çok karanlık olduğundan
tam olarak etrafımızı da görmemiz mümkün olmuyordu.Ama yinede yakın çevremizi
seçebilecek ölçüde tuhaf bir aydınlık vardı.Bu tuhaf aydınlık toz bulutlarının
vermiş olduğu kırmızıyı andıran değişik bir aydınlıktı.Nefes almakta bile
zorlanır hale getirmişti bizi bu toz bulutu.O anda tek dileğimizin sabahın
olması ve havanın aydınlanmasıydı.Saate baktığımda daha 03.15 i
gösteriyordu.Yani anlattıklarım 10-15 dakika içerisinde olmuştu.Daha sabaha bir
hayli zaman vardı.Sanki saatler durmuş zaman geçmiyordu.Sabah olmasını
istememizin nedeni ise, daha başka nerelerde hasarın olduğunu merak etmemizden
kaynaklanıyordu.Ayrıca hava aydınlanınca daha güvenli bir yere gidebileceğimiz
ve havanın da ısınmış olacağı idi.Deprem gece herkesi yatakta yakaladığı için
insanlar yarı çıplak vaziyette dışarıya çıktıklarından soğuk çok
etkiliyordu.İnsanlar üşüyorlardı.Tek dilekleri sabahın olması ve havanın bir an
evvel ısınmasıydı.
Biraz vakit geçtikten sonra eşim ve oğluma hissettirmeden evin önüne
gittim.Sarsıntılar aralıklarla devam ediyordu.Ara sıra da şiddetleniyordu.Bu
nedenle de eve doğru giderken bir hayli de korkuyordum.Bizim binanın yanındaki
bina yola doğru yıkılmış ve yolu kapatmıştı.Binanın altında en az dört beş
arabanın enkazını gördüm.Bir anda bizim arabanında onlardan biri olduğu
düşüncesiyle içimi bir hüzün kaplamıştı.Ne de olsa araba benim
değil,emanetti.Enkazın üzerinden geçerek evin önüne ulaştığımda arabanın
durduğunu ve sağlam olduğunu görünce çok sevindim.Arabanın üzeri bembeyaz tozla
kaplanmıştı.Bir an evvel arabayı oradan alıp top sahasına dönmem
gerekiyordu.Arabaya binip çalıştırdım.Bir problemi yoktu.
Rotamı da belirlemiştim.9. sokaktan sahile inecek,oradan 13.sokağa gelip oradan
bizim sokağa çıkacak ve top sahasına gelecektim.
9.sokağın başına geldiğimde köşedeki binanın çökmüş olduğunu ve kısmen yolu
kapattığını gördüm.Ama bir araba geçecek kadar açıklık vardı.Oradan geçip sahile
indim.Fakat sahil yoluda yıkılan binalar nedeni ile kapanmıştı.Tekrar geri
dönüp,evin arkasından,derenin kenarından geçmeye karar verdim.Geçeceğim yer
sadece patika yoldan ibaretti.Araba yolu olarak kullanılmıyordu.Ama araba
geçebilirdi.Öylede yaptım.Evin arkasından,derenin kenarından geçerek top
sahasına gittim.
Arabayı getirmem iyi oldu.Ara sıra çalıştırıp çocukların ısınmalarını
sağlıyorduk.Fazlada çalıştıramıyordum,arabanın benzini çok azalmıştı.Maaşımızı
yeni aldığımız için henüz depoyu doldurmamıştım.Bizi sadece hastaneye
götürebilecek kadar benzin vardı.
Top
sahası iyice dolmuş,bir sürü insan isimlerini seslenerek yakınlarını yada
arkadaşlarını bulmaya çalışıyorlardı.Çoğunun seslenişine cevap veren
yoktu.Buluşanların ise kavuşma anları görülmeye değer bir mutluluk
gösterisiydi.İnsanlar arkadaşlarının veya yakınlarının hayatta olduklarını
görmeleri öylesine mutlu ediyordu ki onları.O anda bırakın canlıları,cansız
nesnelerin bile duygulanacağı çarpıcı görüntülerdi.Bu mutlu sahneleri anlatmaya
inanın ifade edecek hiçbir kelime yoktur.Bu tabloyu sergileyenlerin içinde öyle
insanlar vardı ki; bir gün önce karşılaştıklarında belki de selam bile
vermeden geçip giderlerdi.Ama bu yaşanan trajedi onları birbirine
kenetlenmelerini sağlayıvermişti.Görenler sanırlardı ki,bunlar can
dostlar..Doğrudur, onlar şimdi can dostlardı.Çünkü canları ,hayatta kalmaları
onları can dost yapıvermişti.İnsan öyle manzaraları görünce ve de böylesine
açılarla dolu bir olay yaşadıktan sonra; kavgaların,tartışmaların,kalp
kırmaların ne kadar anlamsız olduğunu düşünüyor.Değer miydi şu fani dünyada kalp
kırmaya,kavga etmeye diye düşünmeden edemiyorsunuz.Öyle ya; kalbini
kırdığınız,kavga ettiğiniz,küstüğünüz arkadaşlarınız,komşularınız gidiverdiler
işte.Özür bile dileyemeden….Ne olacak şimdi!!!!!Onun için aldığım ilk prensip
kararım, mümkün olduğunca hiç kimse ile kavga etmeme,hiç kimsenin kalbini
kırmama ,hiçbir kimseyle küsmeme ve daima kendimle barışık olma kararı
aldım.Mutlaka şu olumsuz dünyada olumlu yaşayabilmenin
mücadelesini verme kararı aldım.
Saat
dördü biraz geçiyordu.Aydınla birlikte etrafı biraz dolaşalım, etraftaki durum
ne bir etüd edelim dedik.Havada çok hafif bir aydınlık oluşmuş,yakın çevre
görülebilinir hale gelmişti.Uzaktan da olsa arkadaşlarımızın yaşadıkları
binaların durumuna bakıyorduk.Yakınlarına yaklaşmamız mümkün değildi.
Güney Kent sitesi tamamen yerle bir olmuştu.Oradan sağ kurtulmanın imkanı
yoktu.Sitede bulunan herkes ölmüştü.(Sonradan edindiğimiz bilgiye göre 96 kişi).
Bu sitede yakın arkadaşlarımızda Vedat,Şükran ve oğulları Aker Çınar, Leyla
hemşire ,eşi ve çocuğu,eczacı Kemal Tanrıkul,eşi Gül ve oğlu Onur
oturmaktaydı.Ama hepsininde enkaz altında kaldıkları kesindi.O enkazdan çıkmış
olmaları mümkün görünmüyordu.Onun hemen yan tarafındaki Koza Kent sitesinde ise
hastanemiz kadın-doğum uzmanı olan doktor arkadaşımız Turan Şentut ile yine
hastanemize yeni tayin olan Erden Tok isimli biyokimya teknisyeni arkadaşımız
oturuyordu.
Bu
saydıklarımdan sadece Erden kurtulabilmişti.O da en üst katta oturduğu için
kurtulabilmişti.Diğer arkadaşlarım ise hepsi ölmüşlerdi…
Bu
durum tespitinden sonra yan sokakta bulunan Sema Coşkun sitesinin durumuna
bakmaya gittik.Bu sitede de Tayyer Kerem ile Mahmut Polat’lar
oturuyorlardı.Sokağın başına geldiğimizde gördüğümüz manzara dehşet vericiyidi.Binalar
bir enkaz yığını haline gelmişti.Bu enkaz yığınından sağ çıkmalarının mümkün
olmayacağı kesindi.O anda üzüntüden yığılıp kalmıştık.Ağlamak istiyor ama bir
türlü gözlerimizden yaş gelmiyordu.Artık göz pınarlarımız kurumuştu.Kesin olarak
onlarında ölmüş olduklarını düşünüyorduk.Ama buradaki durum düşündüğümüz gibi
çıkmamıştı.Bizi bir nebze olsun sevindirdi.Tayyer’ler ailece kurtulmuşlardı.Ama
Mahmut’ların iki çocuğu birden enkaz altında kalmışlardı.Mahmut’la Elmas çıkmayı
başarmış,10 yaşındaki kızları Cemre ile 15 yaşındaki oğulları Emre enkazdan
çıkamamışlardı.Her ikisini de kaybettik.En büyük acı olan evlat acısını
yaşıyorlardı.Bizlerde aynı acıyı yaşıyorduk onlarla birlikte…
Arka
tarafta Ali Güngör’ler oturuyorlardı.Evleri sağlamdı.Yıkılmamıştı.Arabalarına
baktık,evlerinin önünde yoktu.Demek ki arabalarıyla daha güvenli bir yere
gitmişlerdi.Günün en sevindirici haberiydi bizim için.Bu arada da saat artık
sabahın beşi olmuş ve etraf ta iyice aydınlık olmuştu.
Eşimin bulunduğu yere döndüğümüzde Fatma Madan ve eşi,Jale ve Ayten
hemşirelerinde gelmiş olduklarını gördük ve çok sevindik.Gördüklerimiz hakkında
fazla moral bozmamak için orada ayrıntılı bir bilgi vermedik kimseye.Sadece
durumları yüzeysel olarak anlattık.
Yine
aralıklarla etrafta dolaşmaya devam ediyorduk.Bu esnada dışarıdan gelenlerden
haberlerde alıyorduk.Öğrendiğimize göre Gölcük yerle bir olmuş,onbinlerce
insanın ölmüş olabileceği,bir o kadarının da yaralı olabileceği bilgisini
edindik.Hemen hastane aklımıza geldi.Acaba hastane ne durumda idi? Yıkılmış
olabilirmiydi?
Bizlerin hemen hastaneye gitmemiz gerektiğini ve bizlere orada ihtiyaç olacağını
düşünerek hastaneye gitmeye karar verdik.Kimlerin hayatta kaldığını bilmediğimiz
için,belki de bizden başka sağ kurtulan yoktu.Personelin büyük çoğunluğu
Gölcük’te oturuyordu.Lojmanlar sağlam görünüyordu.Demek ki doktorlarımızdan
kaybımız yoktu.Bu iyi haberdi.Çünkü tüm doktorlarımız lojmanlarda oturuyorlardı,
bir kaçı hariç…
Özellikle benim en kısa zamanda hastaneye gitmem gerekiyordu.Çünkü icab
nöbetcisiydim.Mutlaka aranmış olabileceğimi düşünüyordum.Ama haberleşme
imkanımız yoktu.Tüm telefonlar kilitlenmiş,haberleşme ağı çökmüştü.Tam bu sırada
nasıl olduysa telefonum çaldı.Saat 05.30 sıralarıydı.Gülsüm’ler arıyordu.Şans
eseri düşürebilmişlerdi.Durumumuzu öğrendikten sonra hemen yola çıkacaklarını
söyledikleri anda hat yine kesildi.Başka da ulaşabilen olmadı.Bizde kimseye
ulaşamıyorduk.
Son
bir kez daha top sahasını dolaşıp tanıdık birileri var mı diye dolaştıktan sonra
hastaneye gitmeye karar verdik. Dolaşırken bir ara araba radyosundan haberleri
dinleme fırsatımız oldu.Haberlerde İstanbul Avcılar’da meydana gelen depremden
bahsediyordu.Gölcük’ün ismi bile geçmiyordu.Sanırım haberleşme ağı çöktüğü için
buradan haber alınamıyordu.
|