Ana Sayfa      Hakkımda      Menü1      Tavsiye      Reklam      İletişim  
 

 Giriş sayfası yap  

 
  Hekimin Yasal Sorumluluğu ::::

HEKİMİN HUKUKİ SORUMLULUĞU VE KANUNLARLA İLİŞKİSİ

 

 

HEKİM HAKLARI:

 

İnsan Hakları: Başka hiçbir niteliğe bakılmaksızın kişilerin (ve toplulukların) salt insan olmaları sıfatıyla sahip oldukları düşünülen tanınması istenen yada tanınan temel hak ve özgürlüklerdir.

 

Ancak, toplum içinde yaşayan kişiler istedikleri herşeyi yapabilme anlamında sınırsız bir özgürlüğe sahip değildir.

 

Bu tanımları hasta hekim ilişkisi çerçevesinde değerlendirelim.:

 

Binlerce yıldır süren hasta-hekim ,ilişkisinde hekim mutlak otoriteydi. Merkezde yer alan hekim tanı ve tedaviyi belirlerdi. Hastanın izlemesi gereken doğru yolu gösterir., elinden tutar, onu güvenli bir dünyada dolaştırırdı. Bu rol geleneksel aile modelinde babanın oynadığı role benzemekteydi.

 

Geleneksel bu modelin çağın gelişimine uygun olarak değişim göstermesi, hekimin baba rolünü değiştirmeye başlamıştır. Bu süreçte, hasta-hekim arasında, karşılıklı katılım temelinde biçimlenen ilişkinin bir ürünü olarak hasta hakları ortaya çıkmıştır. Bu yeni oluşumda artık merkezde hasta vardır.

 

Kendisine karşı yapılacak girişimler için rızası alınmakta , tanı ve tedavi protokolleri hakkında bilgilenme hakkına sahip olmaktadır.

 

Hasta ve hekimin katıldığı grup biriminde sadece tarafın hak ve özerkliğinden bahsetmek, diğer tarafın yalnız sorumluluk ve ödevlerinden söz etmek ancak eşitsiz bir ilişki için mümkündür.

 

Bu durumda hekimin ödev ve sorumlulukları genişlemekle birlikte, daha önce söz edilmeyen hakları da gündeme gelecektir.

Gerçekte yüksek ahlaksal ideallere bağlı oldukları varsayılan hekimlerin kendileri ve mesleki uygulamaları ilgili yasal düzenlemeler hekimlere güvensizlik temelinde geliştirilmiştir. Bu açıklamalardan sonra  kısaca hekim haklarını sıralayalım.;

 

            a)Çağdaş bilimsel tıp olanaklarını uygulama hakkı;

Tıp eğitiminde yüksek teknolojinin tıptaki uygulama  alanları ile tanışan bir hekimin iş yaşamında tanı ve tedavide söz konusu gelişmeleri gerektiği durumlarda istemesi hakkıdır.

 

            b)Mesleğini uygularken etik ilkelere bağlı olma hakkı;

Hekim mesleğini uygularken etik ilkelerde  yasal, politik, toplumsal , estetik ve ekonomik değerlerle çatışabilir. Bu çatışmayı çözümlerken hekimin özgür ve bağımsız karar verme hakkı olmalıdır.

 

            c)Hekimin baskı altında olmadan mesleğini uygulama hakkı :

Mesleki uygulamada hekimin gereksinim duyduğu klinik özgürlüğün sağlanmasında engel olabilecek her türlü baskı girişimi mesleğin doğasıyla çelişir. Özellikle adli hekimlik alanında sorun çıkartabilen bu durumda hekim Cumhuriyet Savcılığına, T.Tabip Birliğine, Dünya Hekimler Birliğine ve Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurabilir.

 

 

            d)Hekimin kendi değerlerine ters düşen durumlardan kaçınma hakkı;

 Hastanın değerlerine saygı duyulan bir ilişkide, hekim kendi değerlerini (hastalar açısından olumsuzluk yaratmamak koşuluyla) savunabilirler. Bir hekim kendi değerlerine ters düşen uygulamalara zorlanmamalıdır.

 

            e)Hekimin sağlığını koruma hakkı;

Hekimin mesleğini uygularken sağlık risklerini en aza indirecek çalışma koşullarını talep etme hakkına sahip olmalıdır. Mesleğine yönelen genç insanlar bu kararı verdiklerinde hastalıklar, bulaşabilirlik ve riskler konusunda hemen hemen bir şey bilmemektedirler. Hekimin böyle bir zararı sürecini bilse bile zarardan korunma hakkı olmalıdır.

 

            f)Hekimin yeterli bir gelir düzeyi talep etme hakkı;

Hekimlik mesleğindeki gelişmelerin izlenmesi, belirli bir bedeli gerektirmektedir. Hukuken hekimin kendini ülke tıbbının gelişmesi düzeyinde yetiştirmesi gerekir. Bu da hekimlerin kitap alımı, dergi aboneliği ve kongre katılımı için bütçelerinden belirli bir pay ayırmalarını gerektiren, ayrıca riskli hizmetin karşılığı ödenmelidir. Hekimin yaptığı hatalar sonucunda kendisine açılacak tazminat davaları da ileride aynı sorun olacaktır.

 

            g)Hekimin hastayı reddetme hakkı;

Hasta-hekim ilişkisinin temelinde yer alan öğe güvendir. Hekimin kendisine güven duymayan hastayı reddetme hakkı olmalıdır. Kendisindeki bulaşıcı hastalığı, bildiği halde hekime söylemeyen hastada olduğu gibi. Bu durum, hekimlik onurunun korunmasının koşuludur. Kamu kuruluşlarında ve tüzel kişiliği olan kurumlardaki hekim ve diğer kurumlardaki hekim ve diğer sağlık mensupları hastayı kabul etmek zorundadır. Özel olarak çalışan bir hekim bir yerde tekse yine hastayı kabul etmemezlik yapamaz. Yine deprem, savaş, geniş kapsamlı kazalarda sağlık mensubu tüm hastalara bakmak zorundadır. Ancak;
 hekim yada diş hekimi acil yardım, resmi yada insanı görevin yerine getirilmesi hariç olmak üzere mesleki ve kişisel sebeplerle hastaya bakmayabilir. (Tıbbi Deontoloji tüzüğü 18. Madde)

 

h)Hekimin danışma hakkı;

Hekimin gerek duyduğu anda konsültasyon hakkı olmalıdır. Bu tanı ve tedavi için olduğu kadar, etik sorunlar içinde gerek duyulabilir.

 

            ı)İyileşme garantisi vermeme hakkı;

            Tedaviye gelen hastayla hekim arasında bir sözleşme yapılmış sayılır. Sözleşme gereği hekim başladığı tedaviyi sonuçlandırır, eksikleri tamamlar, hastayı iyileşinceye kadar takip eder. Hekimin hastanın tamamen iyileşebileceğini söylemeye hakkı yoktur. (diş, ortopedi, protezleri ve estetik cerrahi uygulamaları hariç) Hastada hekimden böyle bir söz talep edemez. Hekim sadece tıp ilkelerine ve kurallarına göre gereken tedaviyi ve ameliyatı yapmaya söz vermiş sayılır. Bu çalışmaların kesinlikle şifa ile sonuçlanmasından dolayı deontoloji bakımından tenkit edilemez. (Tıbbi Deontoloji Tüzüğü 13. Maddesi)

 

            i)Yeterli zaman ayırma hakkı:

Hekimden hastasına gerekli özeni göstermesi, bilgi ve belgeleri iyi bir şekilde kaydetmesi hastaya hastalığı ile ilgili bilgileri vermesi beklenmektedir. Bunların hepsi zaman alan işlerdir. Bu nedenle bir hekim bir poliklinikte günde 20 hastadan fazlasına bakmama hakkına sahip olmalıdır. (Tababet uzmanlık yönetmeliği 10. Maddesi)

 

            j)Tanıklıktan çekilme hakkı;

Hekim meslek sırrının söz konusu olduğu durumlarda tanıklıktan çekilebilir.”Hukuk usulü meslek kanunun 245/4, ceza M.U.K.48 mad.” Hukuk davalarında duruşmadan önce dilekçe ile ceza davalarında  ise duruşmaya giderek bu hakkı kullanacağını bildirmek zorundadır.

 

            k)Tedavi yöntemini seçme hakkı:

Bir hastalığın tedavisinde aynı anda birden fazla tedavi yöntemi var ise bunlardan dilediğini seçmeye özgürdür. Fakat bunlardan daha deneyimli ve genel olarak kabul edilmiş yöntemlere öncelik verilmelidir. (Tıbbi Deontoloji Tüzüğü 6. Maddesi)

 

HEKİM HAKLARININ KİTLE HABERLEŞME ARAÇLARI KARŞISINDA KORUNMASI

 

1. Sağlık personelinin medyada teşhir edilmesi; Bazı basın-kitle haberleşme araçlarında hekimlere yönelik haksız eleştirilerin olduğu görülmekte ve hekimler mağdur duruma düşürülmektedir. Hastanın iyileşmemesi veya ölmesi mutlaka hekimin kusurundan kaynaklanmaz, bu durum hastalığın doğal seyrinden yada komplikasyonlarından kaynaklanmış olabilir. Buna karşın olayın doğruluğu kanıtlanmadan  yada yasa karşısında suçlu kabul edilmeden sağlık personeli medya tarafından yargılanabilmektedir. Hukukun en temel ilkelerinden biri aksi kanıtlanıncaya kadar herkesin masum olduğunun kabul edilmesi gereklidir. Kaldı ki suçu  kanıtlansa dahi hiç kimsenin onur ve kişiliğine haksız müdahaleye yasalar izin vermemektedir. Yasal temelde; suçun yaptırımı tür ve ağırlığına orantılı olarak belirlenen cezalar düzenlenmiştir.

 

2. Medyanın sorumluluğu yasal yaptırımlar; Hukukumuzda, yasal düzenlemelerle kişilerin özel hayatı, onur ve itibarı korunmuş, toplumun haber alma ihtiyacının karşılandığında, haber konusu kişinin kişilik haklarının, özel hayatının gizliliği, şeref ve itibarının korunmasında özel bir önem verilmiştir. Kişilik haklarına saldırı ve bu hakları koruma ile ilgili yasalar Türk Medeni Kanunumuzun 23 ve 24. maddeleri kişiliğin korunmasına ilişkin iki genel kuralı içermektedir.

 

MALPRAKTİS:

 

(Hekim Hataları) Hekimliğin kötü uygulanması: Bilgisizlik, deneyimsizlik yada ilgisizlik nedeni ile bir hastanın zarar görmesi anlamına gelir.

Hekim hatalarıyla ilgili olarak son yıllarda gerek ceza gerekse tazminat davaları artmaktadır.

Ceza mahkemeleri tarafından hekim ve diğer sağlık personelinin tıbbi hataları için başvurulan ve Sağlık Bakanlığına bağlı özerk bir bilirkişi kurulu olan Yüksek Sağlık Şurasına 1930 yılından bu yana yaklaşık 70 yılda 10.000 dosya gönderilmişken, bu sayı son 5 yılda 932 olmuştur. Yüksek Sağlık Şurasında son 5 yılda incelenen dosyaların yaklaşık yarısında sağlık personelini az yada çok kusurlu bulunduğu belirtilmiştir.

 

Başvuru artışlarında hastaların artık haklarını aramakta daha aktif olmalarının yanı sıra alt yapıları hızlanmadan tıp fakültelerinin sayısını artırma ve haddinden fazla öğrenci alınması sonucu eğitim kalitesinin düşmesinin rol oynadığı düşünülmektedir.

 

Avukatlar arasında hekim hastaları ile ilgili davalara yönelenlerin sayısında artış olması gelecekte batı ülkelerinde olduğu gibi ceza ve tazminat davalarındaki artışların süreceği düşüncesini doğurmuştur.

 

Tıbbi girişim esnasında neden oldukları yaralanma ve ölüme sebebiyet durumlarında hekimler hakkında özel yatırım getiren bir kanun yoktur. Genel olarak Türk Ceza Kanununun 455. ve 459. maddeleri uygulanmaktadır.

 

455. Madde:

Tedbirsizlik veya dikkatsizlik veya meslek ve şuunatta acemilik veya (nizama, emir ve talimatlara) nizamat ve evamir ve talimata riayetsizlik ile bir kimsenin ölümüne sebebiyet veren şahıs iki seneden beş seneye kadar hapse mahkum olur.

 

Madde: 459.:

Her kim tedbirsizlik veya dikkatsizlik yahut meslek ve sanata acemilik veya nizam, talimat ve emirlere riayetsizlik neticesi olarak bir şahsa cismen eza verecek veya sıhhatini ihmal edecek bir zarar sebebiyet verirse 3 aydan-6 aya kadar hapise mahkum olur.

Bu genel maddeler yerine tıp hukuku başlığı altında yeni yasal düzenlemelerin oluşturulması gerekmektedir.

Tedaviye gelen hastaya hekim arasında bir sözleşme yapılması sayılmaktadır. Hekimin bu sözleşmede hastaların tamamen iyileşeceğini söylemeye hakkı yoktur. Hekim sadece tıp ilkelerine ve kurallarına göre gereken tedaviyi ve ameliyatı yapmaya ve tedavi prensiplerini en iyi şekilde uygulamaya söz vermiş sayılır.

 

Tüm tıbbi girişimler belli bir risk taşımaktadır. İzin verilen riskin tıbbi karşılığı komplikasyonsuzdur. Oluşabilecek bu komplikasyonlar bazen sağlık personelinin hatası olarak yorumlanmaktadır.

 

Günümüz hukuk anlayışında, hekimler ve diğer sağlı personeli çalışmalarını izin verilen risk kavramı çerçevesinde yerine getirirler

Komplikasyon- hekim hatası ayrımını yapabilmek için uzmanlık dernekleri ve T.T.B. birlikte uzmanlık alanlarının standartlarını belirleyerek neyin komplikasyon neyin hekim hatası  (malpraktis) olduğu sınırlarını belirlemeleri gerekmektedir.

 

Ülkemizde de hasta hakları: “Anayasa”, “Tıbbi deontoloji Tüzüğü” ve Sağlık Bakanlığınca hazırlanan “Hasta hakları yönetmeliği ile düzenlenmiştir.

 

Hasta haklarının ana başlıkları, hastanın aydınlatılmış rızası, bilgilendirilmesi, özen gösterilmesi, sırrının saklanması ve özel yaşamına saygı gösterilmesidir.

 

Bazı eğitim kurumlarında uygulanan hastanın dosya bilgileri, radyolojik ve diğer tetkiklerinin internet üzerinden (hastanın rızası olmadan) yayınlanmasının, sınırının açıklanması olduğu ve hukuka aykırı bulunduğu düşünülmektedir.

 

Hasta haklarının ön plana çıkmasıyla şimdiye kadar pek üzerinde durulmayan hekim hakları da gündeme gelmiştir. Hasta ve hekim hakları bir bütündür ve karşılıklı saygıyı gerektirir. Daha önce bahsettiğim hekimin; çağdaş bilimsel tıp olanaklarını uygulama, mesleğini uygularken etik ilkelere bağlı, baskı altında olmadan mesleğini uygulama, sağlığını koruma, danışma, tedavi yöntemini seçme hakları gündeme gelmektedir.

 

Hekim hatalarının azaltılması için:

 

Ø      Kayıtlar iyi tutulmalıdır. Hastane kayıt sistemleri güvenli ve standart hale getirilmelidir.

 

Ø      Tıp eğitimi iyileştirilmelidir. Bunun için fakültelerin alt yapıları sağlamlaştırılmalıdır. Alt yapısı olmayan tıp fakültelerinde eğitim verilmesine ara verilmeli, alt yapısı olanlarda da kaliteli eğitim için öğrenci sayısı azaltılmalıdır.

 

Ø      Hekimlere yetki ve sorumluluklarını anlatmak için tıp fakültelerinde tıp hukuku, etik ve adli tıp eğitimi kapsamlı bir şekilde verilmelidir.

 

Ø      Mezuniyet sonrası eğitim programları hem hekim, hem hukukçulara tabip odaları, sağlık müdürlükleri ve barolar işbirliği ile adli tıp uzmanları derneğince verilmelidir.

 

Ø      Hukuk fakültelerinde de konuyla ilgili eksikler giderilmelidir. Bu durum avukat, savcı ve hakimlere yansımakta, mağdur olanların durumları adli tıp raporlarıyla belirlenememektedir. Belirlendiğinde de bu adli makamlarca yorumlanamamaktadır. Bir diyalog kopukluğu söz  konusudur. Hukuk fakültelerinde de adli tıp ve tıp hukuku dersleri ağırlıklı olarak yerini almalıdır.

 

Ø      Hasta ve Hekim haklarını koruyabilmek için, hekim hastalarının tespitinde doğru ve sağlıklı sonuçların saptanmasında önemli rol oynayan bilirkişilik görevini üstlenen ancak ülkemizde sayısal olarak son derece yetersiz durumda adli tıp uzmanlığı geliştirilmeli, özendirilmelidir.

 

Ø      Ayrıca adli tıp ve yüksek sağlık şurası gibi bilirkişilik kurumlarına bağımsız, özerk bir nitelik kazandırılmalıdır.

 

Ø      Bu kurumlara başvuru zorunluluğu olması ancak alınan kararların bağlayıcı olmamasına rağmen hukukçularca insiyatif kullanılmadığı görülmektedir. Bu konuda etkin başka bilirkişilerden de yararlanılmalıdır.

 

-

 
 
 
 
 
 
 
 
 

Copyrights 2004 Sabri Aslan Tüm Hakları Saklıdır.

Tasarım = Web İletişim