|
HEKİMİN HUKUKİ SORUMLULUĞU VE KANUNLARLA
İLİŞKİSİ
HEKİM
HAKLARI:
İnsan
Hakları: Başka hiçbir niteliğe bakılmaksızın kişilerin (ve
toplulukların) salt insan olmaları sıfatıyla sahip oldukları
düşünülen tanınması istenen yada tanınan temel hak ve
özgürlüklerdir.
Ancak, toplum
içinde yaşayan kişiler istedikleri herşeyi yapabilme anlamında
sınırsız bir özgürlüğe sahip değildir.
Bu tanımları
hasta hekim ilişkisi çerçevesinde değerlendirelim.:
Binlerce yıldır
süren hasta-hekim ,ilişkisinde hekim mutlak otoriteydi. Merkezde
yer alan hekim tanı ve tedaviyi belirlerdi. Hastanın izlemesi
gereken doğru yolu gösterir., elinden tutar, onu güvenli bir
dünyada dolaştırırdı. Bu rol geleneksel aile modelinde babanın
oynadığı role benzemekteydi.
Geleneksel bu
modelin çağın gelişimine uygun olarak değişim göstermesi,
hekimin baba rolünü değiştirmeye başlamıştır. Bu süreçte,
hasta-hekim arasında, karşılıklı katılım temelinde biçimlenen
ilişkinin bir ürünü olarak hasta hakları ortaya çıkmıştır. Bu
yeni oluşumda artık merkezde hasta vardır.
Kendisine karşı
yapılacak girişimler için rızası alınmakta , tanı ve tedavi
protokolleri hakkında bilgilenme hakkına sahip olmaktadır.
Hasta ve hekimin
katıldığı grup biriminde sadece tarafın hak ve özerkliğinden
bahsetmek, diğer tarafın yalnız sorumluluk ve ödevlerinden söz
etmek ancak eşitsiz bir ilişki için mümkündür.
Bu durumda
hekimin ödev ve sorumlulukları genişlemekle birlikte, daha önce
söz edilmeyen hakları da gündeme gelecektir.
Gerçekte yüksek
ahlaksal ideallere bağlı oldukları varsayılan hekimlerin
kendileri ve mesleki uygulamaları ilgili yasal düzenlemeler
hekimlere güvensizlik temelinde geliştirilmiştir. Bu
açıklamalardan sonra kısaca hekim haklarını sıralayalım.;
a)Çağdaş bilimsel tıp olanaklarını uygulama hakkı;
Tıp eğitiminde yüksek teknolojinin tıptaki uygulama alanları
ile tanışan bir hekimin iş yaşamında tanı ve tedavide söz konusu
gelişmeleri gerektiği durumlarda istemesi hakkıdır.
b)Mesleğini uygularken etik ilkelere bağlı olma hakkı;
Hekim mesleğini uygularken etik ilkelerde yasal, politik,
toplumsal , estetik ve ekonomik değerlerle çatışabilir. Bu
çatışmayı çözümlerken hekimin özgür ve bağımsız karar verme
hakkı olmalıdır.
c)Hekimin baskı altında olmadan mesleğini uygulama hakkı :
Mesleki uygulamada hekimin
gereksinim duyduğu klinik özgürlüğün sağlanmasında engel
olabilecek her türlü baskı girişimi mesleğin doğasıyla çelişir.
Özellikle adli hekimlik alanında sorun çıkartabilen bu durumda
hekim Cumhuriyet Savcılığına, T.Tabip Birliğine, Dünya Hekimler
Birliğine ve Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurabilir.
d)Hekimin
kendi değerlerine ters düşen durumlardan kaçınma hakkı;
Hastanın değerlerine saygı
duyulan bir ilişkide, hekim kendi değerlerini (hastalar
açısından olumsuzluk yaratmamak koşuluyla) savunabilirler. Bir
hekim kendi değerlerine ters düşen uygulamalara zorlanmamalıdır.
e)Hekimin
sağlığını koruma hakkı;
Hekimin mesleğini uygularken
sağlık risklerini en aza indirecek çalışma koşullarını talep
etme hakkına sahip olmalıdır. Mesleğine yönelen genç insanlar bu
kararı verdiklerinde hastalıklar, bulaşabilirlik ve riskler
konusunda hemen hemen bir şey bilmemektedirler. Hekimin böyle
bir zararı sürecini bilse bile zarardan korunma hakkı olmalıdır.
f)Hekimin yeterli bir gelir düzeyi talep etme hakkı;
Hekimlik mesleğindeki
gelişmelerin izlenmesi, belirli bir bedeli gerektirmektedir.
Hukuken hekimin kendini ülke tıbbının gelişmesi düzeyinde
yetiştirmesi gerekir. Bu da hekimlerin kitap alımı, dergi
aboneliği ve kongre katılımı için bütçelerinden belirli bir pay
ayırmalarını gerektiren, ayrıca riskli hizmetin karşılığı
ödenmelidir. Hekimin yaptığı hatalar sonucunda kendisine
açılacak tazminat davaları da ileride aynı sorun olacaktır.
g)Hekimin
hastayı reddetme hakkı;
Hasta-hekim ilişkisinin
temelinde yer alan öğe güvendir. Hekimin kendisine güven
duymayan hastayı reddetme hakkı olmalıdır. Kendisindeki bulaşıcı
hastalığı, bildiği halde hekime söylemeyen hastada olduğu gibi.
Bu durum, hekimlik onurunun korunmasının koşuludur. Kamu
kuruluşlarında ve tüzel kişiliği olan kurumlardaki hekim ve
diğer kurumlardaki hekim ve diğer sağlık mensupları hastayı
kabul etmek zorundadır. Özel olarak çalışan bir hekim bir yerde
tekse yine hastayı kabul etmemezlik yapamaz. Yine deprem, savaş,
geniş kapsamlı kazalarda sağlık mensubu tüm hastalara bakmak
zorundadır. Ancak;
hekim yada diş hekimi acil yardım, resmi yada insanı görevin
yerine getirilmesi hariç olmak üzere mesleki ve kişisel
sebeplerle hastaya bakmayabilir. (Tıbbi Deontoloji tüzüğü 18.
Madde)
h)Hekimin danışma hakkı;
Hekimin gerek duyduğu anda
konsültasyon hakkı olmalıdır. Bu tanı ve tedavi için olduğu
kadar, etik sorunlar içinde gerek duyulabilir.
ı)İyileşme
garantisi vermeme hakkı;
Tedaviye gelen
hastayla hekim arasında bir sözleşme yapılmış sayılır. Sözleşme
gereği hekim başladığı tedaviyi sonuçlandırır, eksikleri
tamamlar, hastayı iyileşinceye kadar takip eder. Hekimin
hastanın tamamen iyileşebileceğini söylemeye hakkı yoktur. (diş,
ortopedi, protezleri ve estetik cerrahi uygulamaları hariç)
Hastada hekimden böyle bir söz talep edemez. Hekim sadece tıp
ilkelerine ve kurallarına göre gereken tedaviyi ve ameliyatı
yapmaya söz vermiş sayılır. Bu çalışmaların kesinlikle şifa ile
sonuçlanmasından dolayı deontoloji bakımından tenkit edilemez.
(Tıbbi Deontoloji Tüzüğü 13. Maddesi)
i)Yeterli
zaman ayırma hakkı:
Hekimden hastasına gerekli
özeni göstermesi, bilgi ve belgeleri iyi bir şekilde kaydetmesi
hastaya hastalığı ile ilgili bilgileri vermesi beklenmektedir.
Bunların hepsi zaman alan işlerdir. Bu nedenle bir hekim bir
poliklinikte günde 20 hastadan fazlasına bakmama hakkına sahip
olmalıdır. (Tababet uzmanlık yönetmeliği 10. Maddesi)
j)Tanıklıktan çekilme hakkı;
Hekim meslek sırrının söz
konusu olduğu durumlarda tanıklıktan çekilebilir.”Hukuk usulü
meslek kanunun 245/4, ceza M.U.K.48 mad.” Hukuk davalarında
duruşmadan önce dilekçe ile ceza davalarında ise duruşmaya
giderek bu hakkı kullanacağını bildirmek zorundadır.
k)Tedavi yöntemini seçme hakkı:
Bir hastalığın tedavisinde aynı
anda birden fazla tedavi yöntemi var ise bunlardan dilediğini
seçmeye özgürdür. Fakat bunlardan daha deneyimli ve genel olarak
kabul edilmiş yöntemlere öncelik verilmelidir. (Tıbbi Deontoloji
Tüzüğü 6. Maddesi)
HEKİM HAKLARININ KİTLE HABERLEŞME ARAÇLARI KARŞISINDA KORUNMASI
1.
Sağlık personelinin medyada teşhir edilmesi; Bazı basın-kitle haberleşme
araçlarında hekimlere yönelik haksız eleştirilerin olduğu
görülmekte ve hekimler mağdur duruma düşürülmektedir. Hastanın
iyileşmemesi veya ölmesi mutlaka hekimin kusurundan
kaynaklanmaz, bu durum hastalığın doğal seyrinden yada
komplikasyonlarından kaynaklanmış olabilir. Buna karşın olayın
doğruluğu kanıtlanmadan yada yasa karşısında suçlu kabul
edilmeden sağlık personeli medya tarafından
yargılanabilmektedir. Hukukun en temel ilkelerinden biri aksi
kanıtlanıncaya kadar herkesin masum olduğunun kabul edilmesi
gereklidir. Kaldı ki suçu kanıtlansa dahi hiç kimsenin onur ve
kişiliğine haksız müdahaleye yasalar izin vermemektedir. Yasal
temelde; suçun yaptırımı
tür ve ağırlığına orantılı olarak belirlenen cezalar
düzenlenmiştir.
2.
Medyanın sorumluluğu yasal yaptırımlar; Hukukumuzda, yasal
düzenlemelerle kişilerin özel hayatı, onur ve itibarı korunmuş,
toplumun haber alma ihtiyacının karşılandığında, haber konusu
kişinin kişilik haklarının, özel hayatının gizliliği, şeref ve
itibarının korunmasında özel bir önem verilmiştir. Kişilik
haklarına saldırı ve bu hakları koruma ile ilgili yasalar Türk
Medeni Kanunumuzun 23 ve 24. maddeleri kişiliğin korunmasına
ilişkin iki genel kuralı içermektedir.
MALPRAKTİS:
(Hekim Hataları) Hekimliğin
kötü uygulanması: Bilgisizlik, deneyimsizlik yada ilgisizlik
nedeni ile bir hastanın zarar görmesi anlamına gelir.
Hekim hatalarıyla ilgili olarak
son yıllarda gerek ceza gerekse tazminat davaları artmaktadır.
Ceza mahkemeleri tarafından
hekim ve diğer sağlık personelinin tıbbi hataları için
başvurulan ve Sağlık Bakanlığına bağlı özerk bir bilirkişi
kurulu olan Yüksek Sağlık Şurasına 1930 yılından bu yana
yaklaşık 70 yılda 10.000 dosya gönderilmişken, bu sayı son 5
yılda 932 olmuştur. Yüksek Sağlık Şurasında son 5 yılda
incelenen dosyaların yaklaşık yarısında sağlık personelini az
yada çok kusurlu bulunduğu belirtilmiştir.
Başvuru artışlarında hastaların
artık haklarını aramakta daha aktif olmalarının yanı sıra alt
yapıları hızlanmadan tıp fakültelerinin sayısını artırma ve
haddinden fazla öğrenci alınması sonucu eğitim kalitesinin
düşmesinin rol oynadığı düşünülmektedir.
Avukatlar arasında hekim
hastaları ile ilgili davalara yönelenlerin sayısında artış
olması gelecekte batı ülkelerinde olduğu gibi ceza ve tazminat
davalarındaki artışların süreceği düşüncesini doğurmuştur.
Tıbbi girişim esnasında neden
oldukları yaralanma ve ölüme sebebiyet durumlarında hekimler
hakkında özel yatırım getiren bir kanun yoktur. Genel olarak
Türk Ceza Kanununun 455. ve 459. maddeleri uygulanmaktadır.
455. Madde:
Tedbirsizlik veya dikkatsizlik
veya meslek ve şuunatta acemilik veya (nizama, emir ve
talimatlara) nizamat ve evamir ve talimata riayetsizlik ile bir
kimsenin ölümüne sebebiyet veren şahıs iki seneden beş seneye
kadar hapse mahkum olur.
Madde: 459.:
Her kim tedbirsizlik veya
dikkatsizlik yahut meslek ve sanata acemilik veya nizam, talimat
ve emirlere riayetsizlik neticesi olarak bir şahsa cismen eza
verecek veya sıhhatini ihmal edecek bir zarar sebebiyet verirse
3 aydan-6 aya kadar hapise mahkum olur.
Bu genel maddeler yerine tıp
hukuku başlığı altında yeni yasal düzenlemelerin oluşturulması
gerekmektedir.
Tedaviye gelen hastaya hekim
arasında bir sözleşme yapılması sayılmaktadır. Hekimin bu
sözleşmede hastaların tamamen iyileşeceğini söylemeye hakkı
yoktur. Hekim sadece tıp ilkelerine ve kurallarına göre gereken
tedaviyi ve ameliyatı yapmaya ve tedavi prensiplerini en iyi
şekilde uygulamaya söz vermiş sayılır.
Tüm tıbbi girişimler belli bir
risk taşımaktadır. İzin verilen riskin tıbbi karşılığı
komplikasyonsuzdur. Oluşabilecek bu komplikasyonlar bazen sağlık
personelinin hatası olarak yorumlanmaktadır.
Günümüz hukuk anlayışında,
hekimler ve diğer sağlı personeli çalışmalarını izin verilen
risk kavramı çerçevesinde yerine getirirler
Komplikasyon- hekim hatası
ayrımını yapabilmek için uzmanlık dernekleri ve T.T.B. birlikte
uzmanlık alanlarının standartlarını belirleyerek neyin
komplikasyon neyin hekim hatası (malpraktis) olduğu sınırlarını
belirlemeleri gerekmektedir.
Ülkemizde de hasta hakları:
“Anayasa”, “Tıbbi deontoloji Tüzüğü” ve Sağlık Bakanlığınca
hazırlanan “Hasta hakları yönetmeliği ile düzenlenmiştir.
Hasta haklarının ana
başlıkları, hastanın aydınlatılmış rızası, bilgilendirilmesi,
özen gösterilmesi, sırrının saklanması ve özel yaşamına saygı
gösterilmesidir.
Bazı eğitim kurumlarında
uygulanan hastanın dosya bilgileri, radyolojik ve diğer
tetkiklerinin internet üzerinden (hastanın rızası olmadan)
yayınlanmasının, sınırının açıklanması olduğu ve hukuka aykırı
bulunduğu düşünülmektedir.
Hasta haklarının ön plana
çıkmasıyla şimdiye kadar pek üzerinde durulmayan hekim hakları
da gündeme gelmiştir. Hasta ve hekim hakları bir bütündür ve
karşılıklı saygıyı gerektirir. Daha önce bahsettiğim hekimin;
çağdaş bilimsel tıp olanaklarını uygulama, mesleğini uygularken
etik ilkelere bağlı, baskı altında olmadan mesleğini uygulama,
sağlığını koruma, danışma, tedavi yöntemini seçme hakları
gündeme gelmektedir.
Hekim
hatalarının azaltılması için:
Ø
Kayıtlar iyi
tutulmalıdır. Hastane kayıt sistemleri güvenli ve standart hale
getirilmelidir.
Ø
Tıp eğitimi
iyileştirilmelidir. Bunun için fakültelerin alt yapıları
sağlamlaştırılmalıdır. Alt yapısı olmayan tıp fakültelerinde
eğitim verilmesine ara verilmeli, alt yapısı olanlarda da
kaliteli eğitim için öğrenci sayısı azaltılmalıdır.
Ø
Hekimlere yetki
ve sorumluluklarını anlatmak için tıp fakültelerinde tıp hukuku,
etik ve adli tıp eğitimi kapsamlı bir şekilde verilmelidir.
Ø
Mezuniyet sonrası
eğitim programları hem hekim, hem hukukçulara tabip odaları,
sağlık müdürlükleri ve barolar işbirliği ile adli tıp uzmanları
derneğince verilmelidir.
Ø
Hukuk
fakültelerinde de konuyla ilgili eksikler giderilmelidir. Bu
durum avukat, savcı ve hakimlere yansımakta, mağdur olanların
durumları adli tıp raporlarıyla belirlenememektedir.
Belirlendiğinde de bu adli makamlarca yorumlanamamaktadır. Bir
diyalog kopukluğu söz konusudur. Hukuk fakültelerinde de adli
tıp ve tıp hukuku dersleri ağırlıklı olarak yerini almalıdır.
Ø
Hasta ve Hekim
haklarını koruyabilmek için, hekim hastalarının tespitinde doğru
ve sağlıklı sonuçların saptanmasında önemli rol oynayan
bilirkişilik görevini üstlenen ancak ülkemizde sayısal olarak
son derece yetersiz durumda adli tıp uzmanlığı geliştirilmeli,
özendirilmelidir.
Ø
Ayrıca adli tıp
ve yüksek sağlık şurası gibi bilirkişilik kurumlarına bağımsız,
özerk bir nitelik kazandırılmalıdır.
Ø
Bu kurumlara
başvuru zorunluluğu olması ancak alınan kararların bağlayıcı
olmamasına rağmen hukukçularca insiyatif kullanılmadığı
görülmektedir. Bu konuda etkin başka bilirkişilerden de
yararlanılmalıdır.
-
|